ISPARTA MESLEK YÜKSEK TEŞKİLATI

Ülkücülük Şereftir Şerefin Tavizi Olmaz Adamın Adamı Değil Davanın Adamıyız

ISPARTA ÜLKÜ OCAKLARI BAYANLAR TEŞKİLATI TARAFINDAN BAŞLATILAN KIYAFET KAMPANYASI SONA ERDİ

 

 

Isparta Ülkü Ocakları Bayanlar Teşkilatı öncülüğünde "Sizin için önemsiz olan eşyalar başkaları için çok şey ifade edebilir" adıyla başlatılan yardım kampanyası sona erdi.

Ispartalı yardımseverlerin katkıda bulunduğu ve büyük ilgi gören yardım kampanyasında toplanan çok sayıda kıyafet Ülkü Ocakları Bayanlar Teşkilatı tarafından sahiplerine ulaştırıldı.

Isparta halkının kampanyaya duyarlılığından dolayı çok mutlu olduklarını belirten Isparta Ülkü Ocakları Başkanı Aziz Şencan, "Vatandaşların desteğiyle Güneyce ve Direkli köylerinde okula giderken üşüyen bir çocuğun ayağına ayakkabı, aş pişmeyen evlerde bir tas sıcak çorba, çaresizlerin yaralarına bir nebze olsun merhem olmaya çalıştık. Isparta halkımızın duyarlılığı ve desteği, milletimizin her türlü koşullar altında kenetlenerek birbirlerine destek olacağını bir kez daha göstermiştir" dedi.

ISPARTA ÜLKÜ OCAKLARI METİN TOKDEMİR'i ŞİİRLERLE ANDI

 

     Isparta Ülkü Ocakları tarafından her ay düzenlenen ilçe teşkilatlarıyla iştişare toplantıları bu haftasonu Senirkent ilçesinde yapıldı.Toplantının Ülkü Ocakları Eski Genel Başkanı Rahmetli Metin TOKDEMİR ‘in vefat yıldönümünde yapılması nedeniyle Metin TOKDEMİR anısına ‘’KAĞIDA EN ZOR DÖKÜLEN DUYGULARDIR.’’isimli bir şiir yarışması düzenlendi.Yarışmaya ilçe Ocak teşkilatlarının ilgisi yoğun oldu.Ayrıca yarışmadan önce Senirkent’in MHP’li Belediye Başkanı Süleyman Dönmez’e başarılı çalışmalarından dolayı Aziz Şencan tarafından bir plaket verildi.Toplantıda bir konuşma yapan Isparta Ülkü Ocakları Başkanı Aziz ŞENCAN:’’.Dava adamı ,fikir adamı,aksiyon adamı deyince ilk akla gelen isimdi.Ahde vefanın adıydı TOKDEMİR. Ona bugün Ülkücü Hareketin değil tüm dünya Türklüğünün ihtiyacı vardır..Rahmetli METİN ağabey yaktığın meşale hiç sönmedi ve sönmeyecek Ülkücü hareketi sokaklara çekmek isteyenlere rağmen senin doldurduğun konferans salonları halen şevkli ve gönülleri vatan aşkıyla yanan gençlerle dolu.Ahde vefasızlara rağmen dimdik  ayaktayız,gözün arkada kalmasın, kutlu şafakların müjdecisi bu kalabalıklar hep bir ağızdan haykırıyor 60.Hükümet MİLLİYETÇİ HAREKET.Bu vesileyle onun nezlinde, başta rahmetli BAŞBUĞUMUZ Alparslan TÜRKEŞ olmak üzere şehitlerimize ve bu davaya sayısız hizmetleri dokunmuş, ebediyete intikal etmiş olan tüm büyük dava adamlarına minnet ve şükranlarımı sunuyor, CENAB-I HAK’tan rahmet diliyorum. Seninde dediğin gibi Kağıda En Zor Dökülen Duygulardır,biz şimdi burada zoru başaranların yani, duygularını kağıda dökebilenlerin duygularını, şiirlerini dinleyeceğiz.’’dedi.Yapılan istişare toplantısın ardından şiir yarışmasına geçildi.Gençler okudukları şiirlerle dinleyenlere yer yer duygulu yer yer coşkulu anlar yaşattılar. Yarışmada birinciliği Keçiborlu Ülkü Ocağı hak kazandı.Toplantının sonunda Isparta Ülkü Ocakları Başkanı Aziz ŞENCAN tarafından yarışmada dereceye girenlere ve birinciye ödülleri takdim edildi

Göç ...
Kutludağ'ı çaldırdığımız günden beri âdeta Türk'ün mukadderatı olan göç...
Milletimizin yetiştirdiği son Başbuğ'un hayat hikâyesinin başlangıcında da göç var.

 

Yıl 1860
Orta Anadolu'da, Kayseri'nin, Pınarbaşı İlçesi'nin Yukarı Köşkerli Köyü'nde meskun Avşar Obalarından Koyunoğlu ailesi bir toprak meselesi yüzünden kavgaya girişince Sultan Abdülaziz'in fermanıyla Kıbrıs'a sürgün edilir.

Yıl 1917
Kasım ayının 25'i, öğle vakti, yer, Lefkoşe, Haydarpaşa Mahallesi Kirlizâde sokağı 13 numaralı mütevazı evde, Kıbrıs'a yerleşen Koyunoğlu soyuna mensup Tuzlalı Ahmet Hamdi Bey ve eşi Fatma Zehra Hanım'ın Ali Arslan adını verdikleri oğulları dünyaya gelir.

Yıl 1921
4 yıl 4 ay 4 günlük Ali Arslan, annesi tarafından yıkanır, yeni elbiseler giydirilir ve devrin âdetince fesi mücevherler ile süslenerek Sarayönü İlkokulu'na (Sıbyan Mektebi) gönderilir. Sarıklı ve mübarek bir Osmanlı uleması olan Hoca Efendi'nin dizi dibine çöken Ali Arslan'ın ağzından çıkan ilk söz bir "Besmele"dir. "Ey Rahman ve Rahim olan Allah'ım, annem beni yetiştirdi bu mektebe yolladı, okuyup yetişip, milletime hizmet etmek istiyorum" dermişcesine bir "Besmele"dir, Ali Arslan'ın ağzından dökülen...
Birbirinin ardı sıra gelen İlkokul ve Rüştiye yılları ve herbiri birbirinden daha değerli Hüsnü Bey, Selahattin Bey, Mehmet Asım Bey, Ragıp Tüzün Bey, Turgut Bey, Osman Zeki Bey ve Faiz Kaymak gibi Türklük ve Türkçülük şuuruyla bilenmiş birer hançer olan hocalarından feyz alır. Onlar Ona müfredatla beraber Kıbrıs Türklerinin yalnız olmadığını Devlet-i Âli Osman bakıyesi hür ve müstakil Türkiye'nin yanısıra yeryüzünde kendileri gibi bahtsız esaret altında milyonlarca Türk olduğunu da öğretirler. Dahası Osman Zeki Bey, Ali Arslan'ın adını âdeta senin adın "Alparslan olsun" ve "Sultan Alparslan'a denk bir yiğit Türk ol", diyerek değiştirir.

Küçük Alparslan'ın doğup, yetiştiği o yıllarda, Piyale Paşa yadigârı Kıbrıs, sevgili Yeşiladamızın tamamı İngiliz İşgali altındadır ve Türk'ün istiklâlini kaybetmesinin ne demek olduğu Onun ruhunun derinliklerine şuurunun uyanmağa başladığı günden, çocukluk yıllarının başlangıcından başlayarak siner. O her gece Türkiye'ye gidip asker olmayı ve gelip ata-baba ocağını kurtarmanın düşüyle uyur, uyanır.

Yıl 1933
Alparslan'ın artık işgal altında, esaret altında yaşamağa dayanacak gücü kalmamıştır. Babası Ahmet Hamdi Bey'i ve Annesi Fatma Zehra Hanım'ı ikna eder, aile mallarını satıp savar yanlarında oğulları Alparslan ve kızları Dervişe olduğu halde, ak toprakların, hür toprakların, Türk'ün Türk olduğundan utanmadığı, boynunun eğik olmadığı toprakların, anavatanın, Türkiye'nin yoluna düşerler; Viyana vapuru ile ver elini İstanbul...

Ailesi İstanbul'a yerleşince Alparslan'ın ilk işi Kuleli Askeri Lisesi'ne kayıt olmak olur. Artık O yüreğinin Onu çağırdığı yerde ve düşlerinin peşindedir. O düşlerini düşleyen başkaları da vardır İstanbul'da... Derlenip toparlanmışlar, Türklük, Türkçülük ülküsünün O bir daha hiç inmeyecek olan bayrağını açmışlardır. O yüce Dilek, O aziz Ülkü, O muhteşem düşler, özellikle, bir Ülkü devi olan Atsız Hoca'nın canevinde, ocağında pişer ve sohbetlerle, şiirlerle, dergilerle, romanlarla mektuplarla Türk aydınlarının gönlüne cemre cemre düşmekte ve yayılmaktadır. Onlarla tanışır, buluşur, genç Alparslan Türkeş.

Yıl 1936
Kuleli Askeri Lisesi'ni pekiyi derece ile asteğmen olarak bitirince Ankara ve Harp Akademisi yılları başlar. 1938'de Harbiye'den mezun olur, artık O Türk Ordusu'nun genç bir teğmenidir ve Türk Milleti'nin emrindedir.

Yıl 1940
Isparta'da gönlünü Muzaffer Ana'ya kaptırır ve evlenirler. Ayzıt, Umay,Selcen,Sevenbige (Çağrı) ve Yıldırım Tuğrul adlı çocuklarla çiçeklenir bu evlilik vebozkurtların Muzaffer Anası'nın 1974 yılında elim kaybından sonra 1976 yılında, Seval Hanım'la yaptığı ikinci evliliğinde de Tanrı Onu Ayyüce ve Ahmet Kutalmış adlı iki evlât daha vererek sevindirecektir.

Yıl 1944
3 Mayıs Ankara'da bir gösteri veya yürüyüş eski tabirle nümayiş vardır. Türk'ün, Türklüğün ölmediğini, ölmeyeceğini ve yükselen Türkçülük bayrağının bir daha hiçbir şekilde inmeyeceğini gösteriyorlar. Hem dosta, hem düşmana... Hem devlet hizmetindeki gafillere, hem de yurda sızmağa çalışan hainlere, Asya bozkırlarında yaratılan bozkurt soyluların bozkurt torunlarının, bir kaç çakalın günü birlik menfaatleri için göz yumdukları kızıl yılanın farkında ve onun başını ezme azminde olduklarını gösterirler.

Şâirin "Öz yurdunda garipsin, özvatanında parya" dediğince tutuklanır Türkçüler... Devrin dalkavuk iktidarının uyduruk nedenlerle açtığı Türkçülük-Turancılk Davası başlar. Türkçüler tabutluklara atılırlar, işkencelere uğrarlar. Türkiye'de Türk Milliyetçisi olmanın bedelidir bu... Genç Üsteğmen Alparslan Türkeş'te bunlar arasındadır. 20 Ekim 1944'te kendisini mesnetsiz "vatan hainliği" suçlamasıyla sorgulayan savcıya "Diğer sanıklar gibi bana da vatan hainliği isnad edilmiştir. Bunu şiddetle redderim. Ben yeryüzünde herşeyden çok milletimi ve vatanımı severim" diye haykırır. Ancak mahkeme tarafından, 9 ay 10 gün hapis cezasına çarptırılır ve bir yıldır hücre hapsi yattığı için tahliye edilir. Kendisine verilen cezada daha sonra Askeri Yargıtay tarafından bozulur ve 2. numaralı mahkemede beraat eder. Bu onun Türk Milliyetçisi olduğu için zindanlara ilk atılışıdır ve son olmayacaktır. Ülkücü olmak çileye talip olmaktır, nimete, ikbale değil. O da Türklük Ülküsü için zaman zaman şiddeti artan çileyi bir ömür boyu bir an bile tereddüt etmeksizin ve yakınmaksızın, çekmiş ve çile çekmeyi şeref bilmiştir.

Yıl 1947
Alparslan Türkeş ve 15 diğer Türk subayı, A.B.D. Kara Harp Akademisi ve Piyade Okulu'nda iki yıllık bir süre eğitim görürler. Bu arada ülkemizden Kars ve Ardahan civarıyla Boğazlardan üs talep eden Sovyetler Birliği'nin komünizm maskesi ardına saklanmış, o eski ve değişmez "moskofluğu" ayan beyan ortaya çıkar. Bu atmosferde yurda dönen Alparslan Türkeş Gelibolu ve Çankırı'daki görevlerinden sonra 1951 yılında kurmaylık sınavını kazanır ve 1955 yılında Harp Akademisi'nden Kurmay Binbaşı olarak mezun olur.

Yıl 1955
Dış görev için açılan sınavı kazanarak A.B.D. Pentagon'da NATO Türk Temsil Heyeti üyeliğine atanır. Bu arada (................) Üniversitesi'nde Uluslararası Ekonomi eğitimi görür. 1957 yılında Türkiye'ye döner.

Yıl 1959
Almanya'ya Atom ve Nükleer Okulu'na gider. Bu okulu başarıyla bitirdiğinde artık bir Kurmay Albay'dır.

Yıl 1960
Tarih 27 Mayıs öteden beri örgütlenen ve memlekette kardeş kavgasını önleyerek bazı reformlar yapmayı hedefleyen Milli Birlik Komitesi'nin ülke yönetimine el koyduğunu açıklayan bildiriyi radyodan okuyan kişi ve "İhtilâl'in kudretli Albayı"dır. Kurmay Albay Alparslan Türkeş İhtilâl hükümetinde Başbakanlık Müsteşarlığı görevini üstlenir. Bu vazifesi esnasında Devlet Planlama Teşkilatı, Devlet İstatistik Enstitüsü ve Türk Kültürünü Araştırma Enstitüsü gibi kurum ve kuruluşları kurar.

Ancak Milli Birlik Komitesi arasında ortaya çıkan anlaşmazlıklar nedeniyle, 13 Kasım 1960'ta Kurmay Albay Alparslan Türkeş ve "ondörtler" olarak bilinen arkadaşları Komite'nin diğer üyelerince emekliye sevkedilerek tasfiye edilirler ve zorla evlerinden alınıp yurtdışında görevlendirilmek bahanesiyle sürgün edilirler. O da 19 Kasım'da Türkiye'nin Hindistan Büyükelçiliği müşaviri sıfatıyla sürgüne gönderilir.
1961-62 1963 yılına kadar 2,5 yıl, yönetimi elinde bulunduranlarca Alparslan Türkeş'in Türkiye'ye dönmesine müsaade edilmez.

Yıl 1963
Tarih 23 Mart Alparslan Türkeş sürgünden yurda döner.
Dava arkadaşlarıyla birlikte kadro oluşturup partileşmek amacıyla "Huzur ve Yükseliş Derneği" adlı bir dernek kurar.

Kısa bir süre sonra Talat Aydemir'in giriştiği darbe teşebbüsüne karıştığı iddiası ile tutuklanır ve Mamak Askeri Cezaevi'nde dört ay hücre hapsinde yatar, yargılanır ve beraat eder.

Yıl 1965
Tarih 31 Mart saat 11:00 de Cumhuriyetçi Köylü Millet Partisi'ne katılır.
Kısa bir zaman sonra 1 Ağustos 1965 tarihinde Cumhuriyetçi Köylü Millet Partisi Büyük Kurultayı'nda Genel Başkan seçilir. Aynı yıl yapılan genel seçimlerde Ankara milletvekili olarak parlamentoya girer.

Yıl 1969
Cumhuriyetçi Köylü Millet Partisi'nin adı Milliyetçi Hareket Partisi amblemi de Üç Hilâl olarak değiştirilir. O yıl yapılan genel seçimlerde Adana milletvekili seçilir.

31 Mart 1975-13 Haziran 1977 ve 1 Ağustos-31 Aralık 1977 tarihleri arasında Süleyman Demirel başkanlığında kurulan I. ve II. Milliyetçi Cephe koalisyon hükümetlerinde MHP Genel Başkanı olarak, Başbakan Yardımcılığı ve Devlet Bakanlığı yapar.

Ülkü Ocakları, Büyük Ülkü Derneği ve diğer mesleki örgütlenmeler başlar.
1968 yılından itibaren marksist ve bölücü gençlik hareketleri üniversitelerde yuvalanır ve üniversite özerkliğinden istifade ederek buraları silah, cephane deposu, "Komünist Devrim" için üs haline getirirler. Üniversiteler işgal altındadır. Her yer Lenin'in Stalin'in Mao'nun resimleri ve komünist sloganlarla doludur. Komünist yeraltı örgütleri "şehir gerillası" mı "kır gerillası" mı tartışmaları yapmakta okullara kendilerine tabi olanlardan başka hiç kimseye hayat hakkı tanımamaktadırlar. Bunun üzerine Başbuğ Alpaslan Türkeş toplanan çok az sayıdaki gence verdiği seminerlerle onları komünizm konusunda aydınlatmağa ve alternatif olarak da Türk Toplumculuğunu, Türk Milliyetçiliğini anlatır. Kısa zamanda çoğalan gençler örgütlenmeğe başlarlar. Doktriner Türk Milliyetçiliği safhası başlamıştır. Türk Milliyetçileri Dokuz Işık, dokuz prensip etrafında toplanırlar.

Bu gelişmelerden rahatsız olan Türklük ve Türkçülük düşmanları özellikle de Komünist örgütler kendilerine okulda, fabrikada, köyde, kentte, dağda her yerde ama heryerde karşı çıkıp mücadele eden Ülkücü Hareket'e karşı savaş ilan ederler ve 12 Eylül 1980'e kadar 5000 civarında Ülkücüyü şehit ederler. Devlet'in zaaf içinde olduğu düşünülen "zinde güçler"i birşeylerin daha doğrusu ihtilâlin şartlarının "olgunlaşması" için daha fazla kanın akmasını beklemektedirler.

Başbuğ için 1978, 1979, 1980 yılları bir çoğunu bizat kendisinin yetiştirdiği binlerce ülküdaşının komünist çetelerce katledilişini gördüğü, kan ağlayan bir yürekle her şeye rağmen kaybetmeriği soğukkanlılığıyla bir iç savaşı önlediği ızdırap dolu yıllardır.

Yıl 1980
12 Eylül sabahı pusudakiler yeterince olgunlaşan şartların neticesi ihtilâllerini yaparlar. Başbuğ Alparslan Türkeş ve Türkiye'nin komünist bir ihtilâle kurban olmasını engelleyen Ülkücü Hareket sanık sandalyesinde, idam sehpalarındadır. Mamaklar ve C5'ler bu sürecin şekillendiği mekânlardır.

Başbuğ 12 Eylül'den üç gün sonra saklandığı yerden ortaya çıkıp teslim olur. Cunta tarafından tutuklunan Başbuğ, önce 1 ay Uzunada'da daha sonrada Ankara Askeri Dil Okulu'nda ve hastalandığı dönemde de Mevki Hastahanesi'nde 4,5 yıl hapis yatar. O ve 218 Ülkücünün idamı istenilir, 9 Nisan 1985'de beraat eder ve tahliye olur.

Yıl 1987
Tarih 6 Eylül, yapılan referandum neticesi diğer siyasilerle birlikte Başbuğ'a da konulan siyaset yapma yasağı kalkar ve Başbuğ Milli Ülküyü iktidar yapmak davayı kitlelere anlatmak için yine meydanlardadır.

Yıl 1987
Tarih 4 Ekim, Milliyetçi Çalışma Partisi olağanüstü kongresinde Genel Başkan seçilir.

Yıl 1991
20 Ekim 1991 Genel Seçimleri'nde MÇP'nin RP ve IDP ile yaptığı seçim ittifakı neticesi Yozgat milletvekili seçilir. Başbuğ, son kez T.B.M.M.dedir. Bu dönemde ülkemizi kasıp kavuran bölücü teröre karşı en etkili mücadeleyi O gerçekleştirir.

Yıl 1992
27 Aralık 12 Eylül'ün kapattığı partilerin tekrar açılabilmesini sağlayan değişiklikler neticesi toplanan MHP'nin son kurultay delegeleri, MHP'nin isim ve amblemini MÇP'nin kullanabilmesine karar verirler.

Yıl 1992
Tarih 24 Ocak, MÇP'nin 4. Olaganüstü Kurultayı toplanır ve partinin adını MHP, amblemini Üç Hilal olarak değiştirir.

Ve Yıl 1997
Tarih 4 Nisan...
Karlar altında milyonlarca ağlayan insan...



videolar

14/3/2007

DURSUN ÖNKUZU

 

http://www.youtube.com/watch?v=r4Z6SrgQRc0

 

 

BAŞBUĞ VE ŞEHİTLERİMİZ

 

http://www.youtube.com/watch?v=ltJuNfBAfbg

 

FİLİTİNLİ KIZIN AĞLATAN ŞİİRİ

 

http://www.youtube.com/watch?v=pHdf71ejqkA

 

 

Erkan MUMCU'ya ülkücü tokadı(ISPARTA)

 

http://www.youtube.com/watch?v=eVmeZUtML-g

 

Isparta'da pkkya ülkücü operasyonu

 

http://www.youtube.com/watch?v=P-7lXSNmplE

 

Mustafa Yildizdogan - Yandi Yürekler Yandi

 

http://www.youtube.com/watch?v=gbSCThOjWG8

 

TÜRKEŞ'İN KÜRTÇE RESMİ DİL AÇIKLAMASI

 

http://www.youtube.com/watch?v=pkgsg1ciKB4

 

APONUN YAKALANMASI!

 

http://www.youtube.com/watch?v=thwm3gtmI5M

 

Alparslan Türkeşin Komunizme karsi konusmasi

 

http://www.youtube.com/watch?v=--bW8JmIe6M

ALPARSLAN TÜRKESIN TANITIMI

http://www.youtube.com/watch?v=z_D5it9Qc7M

 

OYLAR MHP'YE

www.basbug.net/htm/sesgoruntu/OylarM

 

HAVAR GEYLANİ

http://www.youtube.com/watch?v=xCwfoBtXWHk

 

Bozkurt yurdunda çakalların işi ne?

 

http://www.youtube.com/watch?v=sICdMrLwRQk

 

Ankara'ya yağmur yağacak

 

http://www.youtube.com/watch?v=X0KXasLhY7Q

 

           Dokuz Işığın Esasları  
 

        Bagimsiz son Türk devletini koruyabilmek için, milli bir görüs etrafinda birlesmek zorundayiz. Bu görüs Dokuz Isik görüsüdür. Dokuz Isikçilar, Türk milletine, tarih ve kültürüne dayanan, ona inanan bir doktrindir. Bunun nasyonal sosyalizim ile hiç bir ilgisi yoktur.
Türkiyemizin hizla kalkindirilmasi, çaglar üzerinden siçrayarak  Türk milletinin atom ve uzay çagina sokulmasi ile mümkündür. Bu da herseyden önce dünya çapinda çok üstün kaliteli ilim adamlari ve yüksek teknisyenler kadrosu meydana getirmeye bagli bulunmaktadir.
Bizim inancimiza göre, yabanci memleketlerin sartlari altinda meydana getirilmis bulunan yabanci doktrinler ve yönetim sistemleri taklit edilerek Türkiye´nin kalkindirilmasi saglanamaz. Ne kapitalizm ve liberalizm, ne de komünizm. Türkiye için yararli olamaz. Türkiye´yi kalkindiracak sistem ve görüs ancak Türk milletinin özelliklerine uygun, müslüman Türk milleti realitesini göz önünde bulunduran ve modern ilim ve teknigi yol gösterici kabul eden milli bir görüs olmalidir.
Bunun kisaca formülü Türk emek potansiyelinin, milli üretim faktörlerine rasyonel bir sekilde baglanmasi, devletin vatandaslara üretim yollarini açarak bütün tedbirleri almasi ve kolayliklari temin etmesi ve milli gelirin artmasinda kendisine düsen esas rolü oynamasidir.     
Iste biz böyle milli bir doktrin sahibi bulundugumuz iddia eden bir kadroyuz. Milli görüsümüzün adi<< Dokuz Isik Doktrini >>dir. Bu görüs dokuz ana ilkeye dayanmaktadir. Bu ilkeler sirasiyla sunlardir:  

MILLIYETÇILIK
Her sey Türk milleti için, Türk milleti ile beraber ve Türk milletine göre sözleriyle özetlenebilecek, Türk milletine baglilik, sevgi ve Türkiye devletine sadakat ve hizmettir. 

ÜLKÜCÜLÜK
Türk milletini en ileri, en medeni, en kuvvetli bir varlik haline getirme ülküsüdür.  

AHLAKÇILIK
Türk milletinin ruhuna, örf ve adetlerine uygun yüksek varligini korumayi ve gelistirmeyi ön gören esaslara dayanir.  

ÍLÍMCILIK
Olaylari ve varligi ön yargilardan  ve art düsüncelerden siyirarak ilim mentalitesi ile incelemek ve girisilecek her çesit faaliyette ilmi önder yapmak prensibidir.  

TOPLUMCULUK
Her çesit faalietin toplumun yararina olacak sekilde yürütülmesi görüsüdür. Içtimai ve iktisadi olmak üzere iki ayri bölüme kapsamaktadir. Iktisadi görüs olarak mülkiyeti esas kabul eder, fakat mülkiyetin millet zararina kötüye kullanilmasina karsi olan bir görüsü belirtir. Karma ekonomiyi ve ana stratejik iktisadi faaliyetlerin devlet kontrolunda bulunmasini öngörür. Sosyal görüs olarak sosyal adalet düzeni, firsat esitligi, sosyal güvenlik ve sosyal yardimlasma teskilati kurulmasini kabul eder.  

KÖYCÜLÜK
Köyleri tarim kentleri haline birlestirerek kalkindirmayi öngörür. Köylünün tefecilerin elinden kurtarilmasi ve ihtiyaci olan kiredi ve diger yardimlarin saglanmasi için kooperatiflesmeyi hedef alir. Bilhassa orman bölgesinde yasayan köylüleri öncelikle ve hizla refaha kavusturmak amacini güder.  

HÜRRIYETÇILIK VE SAHSIYETÇILIK
Birlesmis Milletler Anayasasinda yazili bütün hürriyetlerin saglanmasini gaye edinmisdir. Insanlarin sahsiyet olarak gelistirilmesini toplumun kalkinmasi için yararli bir yol olarak kabul eder.  

GELÍSMECILIK VE HALKÇILIK
Insanlar ve medeniyetler daima daha iyi, daha güzeli, daha mükemmeli istemek ve aramakla gelisir. Elde edinenle yetinmemek ve daima daha ilerisini istemek ve bunu elde etmek için gayret göstermek suurudur. Ancak bu gayret ve çabalarda Türk milletinin tarihinden, milli benliginden ve kökünden kopmadan yükselmek ve ilerlemek gayedir. Yapilacak her iste halka dogru, halkla beraber olmayi ilerlemenin, yükselmenin vazgeçilmez bir prensibi olarak kabul ederiz.

ENDÜSTRICILIK VE TEKNIKÇILIK
Türk milletinin kalkinmasi için acele sanayilesmesi lazimdir. Dokuz Isik görüsümüzün esaslari gayet özet olarak bunlardir.

Dokuz Isik, nasil kapitalizmi, marksist sosyalizmi retediyorsa, nasyonal-sosyalizmi ve fasizmi de rededer.Nasyonal-sosyalizim ve fasizim, kapitalizmin dejenere bir sapmasi olup, insan hak ve hürriyetlerine inanmayan gerici diktatörlüklerdir. Dokuz Isik ise, insan sevgi ve saygisina dayanir, ferdi ve iktisadi hürriyetleri bir bütün olarak gerceklestirmek isteyen demokratik bir görüsdür. Ilahlastirilmis fasist devletçilige, putlastirilmis nazist irkçiliga inanmiroruz. Fosillesmis söhretlerin yaptigi gibi siyasi kariyerinin belirli bir dönemde fasist, belirli bir döneminde kapitalist, diger bir döneminde sosyalist olmak, bizim politika ahlakimizda yokdur. Biz, Türk´e asik, Türk vatanina asik Dokuz Isikçilariz. Amacimiz bu kutsal vatan üzerinde Büyük Türk milletinin ebediyyen bagimsiz yasamasini saglayacak milli görüsü çizmek, bunu savunmaktir. 

Dokuz Isik ilkelerinin basinda yer alan milliyetçilik, diger ilkelerin arasinda bulunan toplumculuk ilkesinin kavramindan daha genis bir kavramdir. Milliyetçilik kavrami içinde toplumculuk da vardir. Fakat, iktisadi ve sosyal kalkinma görüslerimizi belirtmek için düsüncelerimizi ayri bir toplumculuk ilkesi altinda ifade etmek yararli görülmüsdür. Toplumculuk derken, milletin varligini, toplum menfaatinin ,fertlerin üzerinde olduguna isaret etmek isteriz. Bu arada su noktayi tekrar önemle belirtelimki Nasyonal – sosyalizm, kapitalizmle, laboratuvar (Antropolojik)irkciliga ve antidemokratik bir siyasi espiye sahipken, Dokuz Isikçilik, Türk toplumculuguna, sosyal-psikolojik (manevi) bir soyculuga ve gerçek demokrasiye inanmaktadir. Türk milletinin gönül ve tasvibinden, tercih ve oyundan geçmeyen iktidar yollarina inanmiyoruz. Iktidar olduktan sonra da, demokratik yollarin gercek bir sekilde islemesine inaniyor, bunu savunuyoruz. Türk milliyetçilginden devamli sekilde korkanlar, Türk´ü  hiç bir zaman benimsemeyen enternasyonalistler, milli olan her görüse daima karsi çikmislardir. Bunu asla, bir an için dahi unutmamaliyiz.

Bugün Anadolu yaylasinda yanliz Türk milletinin degil, tüm insanligin kaderi yogrulmaktadir. Bu bakimdan Türkiye´deki milliyetçiligi, köklü moral gelismeleri, içte ve dista desteklemek gerekir.On alti büyük imparatorluk kurmus bulunan ve insanliga örnek bir ahlak sunan üstün manevi degerlere ve dünyada emsali az, zengin bir ülkeye sahip bulunan Türk milleti, iktisaden geri kalmis basamakda olamaz. Bugünkü sonuçda hiç bir iktidar bu hatayi bulup ortaya koymus degildir. Daima keramet anayasada görülmüs, devrimlerin ruhu, sekillere mahkum olmus, muhtevaya inilmemistir. Demokrasi anlayisi havada kalmistir. Demokrasi insan varligina sevgi ve insan iradesine sayginin bir ifadesidir. Taklit ve kopyacilik ise milli sahsiyetimizin zedelenmesine sebep olmus, Türk aydini dis dünyadan kendi toplumumuza ilim, teknik getirmek yerine Batinin batil ve kokmus itikat ve itiyatlarini getirmistir.

Ülkeyi, devlet varligini ve millet hayatini büyük belalardan kurtaran Kuvay-i Milliye ruhu cepheden tarlaya, tarladan laboratuara ve dengeli iktisadi kalkinma alanlarina intikal ettirilmis oldugundan ötürü milletçe büyük firsat kaçirilmis ve büyük bir zaman kaybedilmistir.

Türkiye´nin bugün basta insan varligi ve insan gücü olmak üzere bütün imkanlari ilim, ahlak ve adalet suuru içinde seferber edilmelidir. Bu hareket var olmak, yok olmak endisesi ve korkusuna dayanmamali, büyük devlet olmak azim ve karari iradesinden dogmalidir. Türk milleti elbet bu hedefe ulasacak, insanligi hayira çagirmak, kötülükden meneylemek ve iyiligi emretmek gibi tarihi ve manevi görevini yerine bir kere daha getirecektir. Tarih buna ait ispatlarla doludur.

Türk milletinin yükselisi için bu büyük hamleleri yapmak zorundayiz. Millete hizmet yolunda ne kadar büyük güçlükler ve tehlikelerle karsi karsiya oldugumuzu bilmekdeyiz; fakat güclükler bizim azmimizi ve mücadele gücümüzü bir kat daha arttirmaktadir. Muvaffak olacagimiza emin bulunuyoruz.

 

Ülkücü kimdir?

14/3/2007

 
            Ülkücü Kimdir ?  
   
Islamı hayat nizamı olarak seçen, bu nizamı tavizsiz bir şekilde
yasamaya çalısandır.

Türk olmanın gururunu faziletiyle bütünleştiren, Türk-İslam Ülküsü'nü
yaşayandir.

Günü birlik siyasi menfaatleri aşarak, asırlar sonrasını görebilen
ve asırlar sonrasi için hazırlık yapan insandir.

Allah için seven, Allah için savaşan, Allah'ın rızasına koşan,
Allah nızamı için yanan, Allah için bugzeden kahramandır.

Semalarda dalga dalga yayılan ezan susmasın diyerek toprağın kara bağrına
düşen candır.

Kimi zaman Derviş Yunus, kimi zaman Yavuz, kimi zaman surlarda
üçhilalli sancak elinde Ulubatlı Hasan'dır... "Ben" i aşarak, "biz" diyerek
nefsini kör kuyulara, çikarmamak üzere atandır.

Dağlarıyla, taşlarıyla,ırmaklarıyla, ovalariyla ve yollarıyla
bir kara parçasını vatan yapandır.

Türklük deyince 300 milyonluk Türk Dünyasını kucaklayan, anne şevkatiyl
evlatlarını bagrına basan;kimi yerde Kıbrıs, Kırım,
   
 
    
Kırıiz; kimi yerde Bişkek, Bakü,Kerkük, Dogu Türkistan... velhaıl

En zor şartlarda, en buhranlı zamanlarda, en müşkül alanlarda, Türk'e yol
gösteren,akıl veren, umut olan Dede Korkut Han'dır.

Haksızlık karşısında susmaya,davasinda taviz vermeye, korkaklığı,
pişirikliği, nemelazımcılığı,lügatınden çıkarıp atandır.


Yiğidin başında KÜRŞAD, il derleyip vatan tutan ILTERIS, bilgelikte
TONYUKUK, AKSEMSEDDIN, Malazgirt Ovasinda ak kefen içerisinde
ALPARSLAN' dır.

Türk'ün töresini, Türk'ün ilini islamla yoguran,Islamla kaynaştıran,
Ahmed Yesevi Ocağında kaynayan, pişen, kavrulandır.

Bir bozkurt esaret zincirlerini kırandır.

Liderine, ocağına, fikir sistemine bağlı, tefrikaya çanak tutmayandır.

Rehberi iki cihan serveri (sav),kaynagı, ilhami, düsturu Kur'andan alandır..
Ülkücü budur.. Ülkücü budur...Ülkücü budur..

Kızıl elma

14/3/2007

       Kızıl Elma  
 

       Türkler, özellikle Oguz Türkleri arasinda cihan hâkimiyetinin sembolü olarak ifadesini bulmus bir mefhum veya mefkuredir. Kizilelma, Türklerin  yasadiklari  bölgeye göre bati yönünde ulasilmasi gereken bazen bir belde,  bazen de bir ülkedeki taht veya mabet üzerinde parildayan veya cihan hâkimiyetini  temsil eden som altindan yapilmis kizil renkli altin bir yuvarlak yahut top olarak tahayyül edilmektedir. 

Bu altin top bazen zaferin   isareti, bazen hâkimiyetin sembolü, bazen de fethedilmek üzere hedef seçilen  yerin sembolü olarak ifade olunmustur.  Türklerde çok eski inanç ve töreye dayanan  Kizilelma,  Türkistan sahasindan Hazar denizinin dogusundan gelen Oguzlarin, Hazar kaganinin  ipek çadirinin üzerinde hâkimiyetin ifadesi olarak bulunan altin top (Kizilelma'yi)  ele geçirmeyi ülkü edinmisler.

 Buradan Iran'da hüküm süren Türk boylarina, oradan da  Osmanlilara geçmistir. Osmanli Türk devletinin Macaristan'da bulunan  Kizilelma'yi bulup  ele geçirmelerinden sonra fethetmek istedikleri yerlerde bir Kizilelma'nin varligina  inandigi ve bu ugurda mücadele ettigi görülmektedir. Türkler, inandiklari Tek Tanri'nin dünya hâkimiyetini  kendilerine ihsan ettigine iman etmislerdi. Bunu Bilge Kagan'in ; "Tanri irade ettigi için tahta oturdum;   dört yandaki milletleri nizama soktum" sözlerinden de anlamaktayiz. Yine Bilge Kagan'in agzindan  Türk imani söyle ifade edilmekteydi; Türk Tanrisi, milleti yok olmasin diye  babam Ilteris Kagan'i ve anam Il Bilge Hatun'u   gökten tutup yükseltmistir. 

 Oguz Kagan'in dogumundan itibaren  ilâhî bir nurla beslendigi tarihî ve efsanevî kaynaklarda yer almaktadir. Oguz Kagan'in Tanri tarafindan ilâhî kudretle techiz edilmesinin yaninda yardimcisi ve rehberi de ayni kaynaktan beslenmistir. Gökten indirilmis Gök-Börü (Bozkurt)  Oguz'un seferleri sirasinda  ona kilavuzluk  yapar. Oguz Destani'nda  geçen su misralar  bunu en güzel sekilde izah etmektedir: 

"Ben sizlere oldum kagan 
Alalim yay ile kalkan
Nisan olsun bize buyan
Bozkurt olsun bize uran" 

Turdi Han'in 598 yilinda  Bizans Imparatoru  Maurikianur'a   gönderdigi  mektupta geçen ; "Dünyada yedi iklimin efendisi  ve yedi irkin kagani..." ibaresi ile  Tuna Bulgarlarinin hani  Melemir Han'in  kendisi ve sahsinda ifadesini bulan  Türkler için kullandigi; "Tanri tarafindan gönderilmis Tanri'ya benzer Melemir Han..." ifadesi  Türk milletinin Islâmiyet'ten önceki dönemde  Tanri tarafindan  kutlu kilinmis oldugu  inancini göstermektedir. Bu ve buna benzer çesitli inançlar, Türklerin Islâmiyet'i kabul  etmelerinden sonra da devam etmistir.  Kendilerini Tanri tarafindan  dünya nizamini saglamak için gönderildiklerine inanmislardir.  Zira Türk insaninin mücadeleci ruhu ve cihan hâkimiyeti ülküsü  Islâmî inanisa da uygundu.  Islamiyet'ten önce kahramanlara verilen  alp'lik unvani, Islâmiyet'ten sonraki dönemlerde alp-eren seklini aliyor, böyle hayat buluyordu. "Benim Türk adini verdigim ve sarkta yerlestirdigim  bir ordum vardir.

 Bir kavme gazaplandigim zaman onlari o kavmin üzerine saldirtirim" mealindeki hadis-i kutsi, Islâm dünyasinda  Türkler hakkinda söylenen  rivayet ve kehanetlere örnektir. Hz.Muhammed'in ; "Horasan'da  Arap olmayan, güzel yüzlü hâkim bir insan zuhur edecek; onun adi da  benimki gibi Muhammed olacak ve Büveyhilerin baskisina son verecektir. Horsan'dan Büyük Dervazat'a  kadar fetihler yapacak. Irak, Iran ve Mekke hutbelerinde adi okunacaktir " mealindeki  hadis ile "Türkler size dokunmadikça siz de onlara dokunmayiniz" mealindeki hadisler bütün Islâm dünyasinda dilden dile yayilmaktaydi.

 Türkler, gerek Islâmiyet'ten önceki GökTanri inanci zamaninda, gerek Islâmî dönemde kendilerinin Tanri  tarafindan dünyaya hükmetme ve adaleti  saglamak için yaratildiklarina ve hayat felsefesinin bu düsünce ile sekillenmesi geregine inanmislardir.  Eski dönemlerden itibaren  dünya nizamini saglamak üzere mücadele eden Türk milleti, islâmiyet'i kabul ederek maddî ve manevî yönden bir yükselise erismislerdir.

Ideallerini, kendilerinin  dünya  nizamini saglama  ülkülerini  bu  iman  kaynagindan   beslemislerdir. Bu kaynak Kizilelma'nin  manevi yönünü teskil eder. Tarih ilminin tespit ettigi ve kendine mahsus ileri bir  kültür örnegi olan Bozkir kültürü , M.Ö. l500-l700 yillari arsinda tesekkül eden ve yasayan  örnek bir kültür olarak bilinmektedir.  Atin ehlilestirilmesi ve demirin ileri bir teknikle islenmesi bu kültürün önemli özelligidir. Mücadeleci bir yapiya sahip olan Türk milleti,  bunun geregi olarak ihtiyaçlari ölçüsünde seyyar evler, hastahaneler ve egitim  kurumlari yapiyorlardi. Bu hâl onlarin kolay hareket etmelerine, mekân degistirmelerine imkân sagliyordu. Bunun yaninda medeniyetin ölçüsü sayilan  giyinme, en pratik ve en kullanisli seviyededir. Madde ile ruh,  mazi ile hâl  ve muhafazakârlik ile inkilâpçilik , Türk insaninin yapisinda öyle kaynasmistir ki, bu kaynasmanin eseri, siyasî, içtimaî ve hukukî nizam, Türk devletlerinin ihtisaminda belirerek  yüzyillarca yasamis  ve milletin yasamasini saglamistir.

 Bu  birlesme, Türk milletinin sosyal yapisi ile  yakindan ilgilidir.  Sosyal yapinin çekirdegi olan ailenin saglam olmasi, bunun urug, boy, budun seklinde teskilâtlanmasi, buradan devletin  dogmasina  ve devlet kanaliyla  bir milletin  ideallerini gerçeklestirmesi  sonucunu getirmektedir.  Aile, urug, boy ve il (Devlet)in  saglam teskilâtlanmasi  bir yandan millî ideallerin  ve mefkûrelerin  birligini sagliyor, bir yandan da  Türk ruhundaki  dinamizm ve hürriyet fikrinden olsa gerek, büyük devletlerin kurulmasi yaninda parçalanmayi da beraberinde getiriyordu.  Bu tarz kati devletçilik sekli, âdeta kendi arasinda bir  yarisa zemin hazirliyor, Türkün Kizilelma'ya gitmesini daha da dinamik kiliyordu. Türk milletinin sosyal yapisi, sosyal yapiyi ayakta tutan maddî ve manevî dinamikler, onlarin Kizilelmaya  yol almalarini gerektirmekteydi. Binlerce yildan beri milletin suuraltina yerlesen bu duygu, tarihî dönemler itibariyle yeniden  zuhur ediyor, yeniden millete hayat veriyordu.  Onlarin hayata siki sikiya baglanmalarini ve kendi dinamiklerini korumalarini sagliyordu.  Oguz Han'dan Alparslan Türkes'e kadar  Kizilelma ülküsü  Türk milletinin var olma ve idare etme  idealinin en üst seviyede  olmasina isaret sayilir.  Oguz Kagan, hâkimiyetin sembolü olarak altin evini kurar,  altin evin kurulmasindan  sonra sefere çikar.

Kızıl Elma  
 

        Bunlardan ilki Hint seferidir. Hint ve Çin ülkelerini topraklarina katan Oguz Han'in elde etmek istedigi Pekin Kizilelmasi'dir. Tarihçiler Çin'in (Pekin) Kizilelma olarak  telâkki  edildigi konusunda ittifak etmislerdir. Karanliklar ülkesi, Çin ve Hint ile bütün Orta Dogu ve Kafkaslari  birlestiren ve  burada hâkimiyet tesis eden Oguz'dan sonra Hunlar  tarih sahnesine çikarlar. Batililarin Tanrinin Kilici diye isimlendirdigi Atilla'nin hedefi batidir. Ares Kilici olarak isimlendirilen dünya hâkimiyetinin vasitasi olan kiliç, Atilla'nin Kizilelma olarak batiyi seçmesine vesile olmustur. Abdalan-i Rum, alp eren  Seyh Edebali ve onun damatlari Osman Gazi ile Tursun Faki...Oguz'un Anadolu'daki Korkut Atasidir. Osman Gazi'ye Selçuklunun bittigini belirtir ve "Ona sultanlik veren Tanri bana hanlik verdi. Eger minneti su sancak ise ben kendi sancagimi götürüp ugrastim. Eger o, ben  Al-i Selçukum derse  ben de Gök Alp (Oguz Han) ogluyum" dedirtir. Osmanli Türk  Devleti bu düsünceler üzerine kurulduktan sonra Kizilelma  denilen büyük idealde açilim kazanir.

Osmanlinin ilk Kizilelmasi, Anadolu'da beylikler dönemine son verip Türk birligini saglamak olmustur. Bunun için çesitli mücadelelere girisen Osmanlilar, kardes katline kadar varan büyük fedakârliklar göstermekten çekinmezler. Gerek iç mücadeleler, gerek Mogol istilâsi  bir yandan sikintilari getirirken, bir yandan da büyük ideallerin gerçeklesmesi için dinamik bir güç olusturur.  Sadece Türk milleti için degil, dünyadaki bütün milletler için kavsak noktasi olarak bilinen ve kendine mahsus özellikleri haiz olan Istanbul, Osmanlinin büyük Kizilelmasi olarak görülür. Hakkinda çesitli rivayetlerin dilden dile dolastigi Istanbul, Fatih Sultan Mehmet'in dahiyane idare ve olaganüstü iradesiyle Türklerin hâkimiyetine girer.

 Hz.Muhammed'in; "Istanbul muhakkak fetholunacaktir. Onu fetheden kumandan ne güzel kumandan ve  onun askerlerine ne güzel askerlerdir" hadisi ile müjdelenen  ideal, hayata geçirilir.  Istanbul'un fethine kadar  anlatilan, ancak Istanbul'un fethi ile olgunlasan Kizilelma , Türk'ün dünyaya hâkim olma duygusunun bir ifadesi olarak hayata geçmistir.  Evliya Çelebi, Hz.Muhammed'in dogumunda ates-gedelerin sönmesi ve Tak-i Kisra'nin sükûtu gibi harikulâde hadiseleri anlatirken Ayasofya kubbesiyle birlikte Istanbul Kizilelmasinin düstügünü zikretmektedir.

 Istanbul'un fethinden sonra Türk milleti için Kizilelma  Roma'ya, St.Pierre'nin kubbesine tasinir. Burasi Katolik  dünyasinin kalbidir. Türklerin hedefi artik Roma'dir. Zira Fatih döneminde yapilan Ortanto(Italya) seferinin sebebi de budur. Roma Kizilelmasinin düsürülmesidir.  Atilla'dan sonra Roma'yi düsürmek Osmanli Türklerinin büyük hedefleri arasindadir.  Bir efsane Kizilelmanin Roma'ya tasindigini anlatir ve Türk'ü Roma'ya kosturur. Efsaneye göre, kizilelma, Dagistan'dan I.Anusirvan tarafindan  Iran hazinesine konulmus,  oradan da Roma'ya kaçirilmistir. Bu anlatim tarihî kaynaklarda yer almaktadir. Bundan baska çesitli mektup örnekleri, elden ele dolasarak  Türkleri Kizilelma'ya (Roma) davet eder. Bir baska Kizilelma ise Macaristan'dir.Kizilelma, tarihimizde Türk birligi olarak da telâkki edilmistir. Azerbaycan sahasindan  Ahunzade Mirza Feth Ali Bey'in  yaktigi dilde Türkçülük mes'alesi, Istanbul'dan egitim sahasinda  Süleyman Pasa  tarafindan yakilmaya devam edilmistir.

 Buharali Seyh Süleyman Efendi'nin Istanbul'a tasidigi Türk birligi fikri, Ahmet Mithat Efendi,  Ahmet Cevdet Pasa, Semseddin Sami, Necip Asim Bey ve Veled Çelebi tarafindan yasatilmaya baslanmistir. Özellikle 19. yüzyilin sonunda l898 yilinda Türk-Yunan savasinin olmasi, Türkiye'de Türkçülük fikrinin daha sür'atli kabul görmesini saglamistir. dönemin aydinlari, bir yandan Selanik'te Genç Kalemler hareketini baslatirken, bir yandan da Istanbul'da Türk Dernegini kuruyorlardi.  1908 yilinda kurulan bu dernegi,  ayni gayeleri takip eden Türk Yurdu izliyordu(1911). Türk milletinin tarihini, dilini, edebiyatini, etnolojisini,sosyal ve siyasî problemlerini arastirmak ve halletmek gayesini güden bu dernegin faaliyetleri kesintisiz olarak l933 yilina kadar devam edecektir.

Emrullah Efendi, Bursali Tahir, Ziya Gökalp,  Tunali Hilmi, Agaoglu Hikmet gibi sahsiyetlerin omuzlarinda gelisen Türkçülük cereyani,  1900'lü yillarin basindan itibaren yanina siyasî ve askerî kesimlerden de destek almak suretiyle olgunluk kazandi. Ziya Gökalp'in fikri birikimi,  Türkçü düsüncenin merkezinde yer almasini sagladi.  1920 yilinda kurulan Türkiye Devleti, bu fikri birikimin ürünü olarak  tarihteki yerini aldi. Kizilelmanin  Turan olarak sekillendigi bu dönemin en büyük ve ilk safhasi olan Türkiye Devleti kuruldu. Zira Turancilik üç asamali bir fikir sistemi olarak ortaya atilmistir. Bunlar sirasiyla, Türkiyecilik, Oguzculuk (Türkmencilik) ve Turan (Türk Birligi)dir.  Turan Devleti fikrinin savunucularindan biri olan Ömer Seyfettin, devletin  yönetim sekli olarak Ilhanligi teklif eder.

 Ayni fikrin sonraki temsilcilerinden biri olan Necip Fazil Kisakürek, Büyük Dogu Devleti olarak isimlendirilir. 1920'de  tamamen Türk  millî düsüncesi üzerine kurulan yeni Türkiye Devleti, Ikinci Dünya Savasi'na kadar bu temel felsefe üzerinde hayatiyet bulur. 1940'li yillarda iyici filizlenen bu düsünce, döneminde birçok sahsiyetin yetismesine ve fikrin yayilmasina vesile olur. Kizilelmanin Türk milletinin manevî besini oldugunu söyleyerek bunu Turan fikri ile kuvvetlendiren Nihal Atsiz ve 1960'li yillardan itibaren Kizilelma, Turan fikrini Türk politik çevrelerine tasiyan ve doktiriner bir çehresi olan Alparslan Türkes. ..Millî devlet-güçlü iktidar sloganiyla kitlelere aktarilan düsüncenin ilk safhasi güçlü bir Türkiye Devleti idealidir.  Tamamen inkilâpçi bir ruha sahip olan siyasî görüs, Dokuz Isik doktirini ile  güçlü ve bulundugu  konumda çevresinin güç odagi olan Türkiye Devleti'ni gerçeklestirmek gayretindedir.

 Nitekim yüzyilimizin son çeyreginde dünyada olan  gelismeler bu  fikrî ve siyasî görüsün hakliligini ispat etmektedir. Millî ülkü olan  Kizilelma,  Türk birliginin, yani Turan'in tesisidir.  Bunun birinci dönemi bagimsizlik, ikinci dönemi birlik, üçüncü dönemi ise fetihler dönemidir. Buradan hareketle  denilebilir ki,  tarihî dönemlerden itibaren tecrübelerle sabit olan Türk birligi fikri, günümüzde yeniden hayat bulmustur.  Özellikle yetmis yili askin bir süredir Rus  egemenliginde yasayan  Türk gruplarinin bagimsiz devletler olarak dünya devletleri içinde yer almalari,  baska Türk gruplarinin simdilik  federasyon yapisi içinde yari bagimsiz olmalari  ile basta Türkiye ile olmak üzere  Türk devlet ve topluluklari arasinda baslayan is birligi,  Türk'ün Kizilelmasi olan Turan'a giden bir yol olarak görülmektedir. Ulasilmasi gereken hedef, mefkûre  olarak anilan Kizilelma,  zaman zaman cografî yerlere isim olarak verilmistir. Bu yer veya varilmasi gerekli cografyalar Macaristan, Istanbul, Roma, Engirüs, Viyana gibi beldeler olmustur. Ancak sadece cografî yer, ulasilmasi, fethedilmesi gerekli belde olmaktan çok, Kizilelma,  Türk milletinin hedefi olarak zihinlerde yer etmistir. Zaman zaman  bir devlet olma ideali olan Kizilelma,  çogu kez Türk birligi idealinin ismi olmustur. Bugün de Türk milletinin birlesme ideali, Turan Devlet fikri olarak yasamaktadir .

 Görüldügü gibi Kizilelma konusunda netice olarak su söylenebilir; "Türkler için Kizilelma, üzerinde düsünüldükçe uzaklasan ancak uzaklastigi oranda cazibesi artan idealler veya hayallerdir. "

Ülkücü yemini

14/3/2007

 
.

Allah'a , Kur-an'a , Vatana , Bayraga yemin olsun.
Sehitlerim , Gazilerim emin olsun
Ülkücü Türk Gençligi olarak , Kapitalizme , Fasizme ,
Komunizme , Sosyalizme ve her türlü emperyalizme karsi
Mücadelemiz son nefer , son nefes , son damla kana kadardir.
Mücadelemiz milliyetçi Türkiye'ye Turana kadardir.
Ülkücü Türk Gençligi olarak ,
Yilmayacagiz , Yikilmayacagiz , Basaracagiz , Basaracagiz ,
Basaracagiz .
Allah Türk'ü Korusun ve Yüceltsin.
Amin...

   

Bozkurt nedir?

14/3/2007

  Bozkurt nedir?   Bir birlerini takip etmis olan bir çok Türk nesillerinin ortak mali olan millî destan parçalarimizda, Türklere yol göstericilik yapan, Türkleri zaferlere götüren sembol...

        Her milletin tarihi bir veya bir takim mitoloji ile baslar. Yazi icad edilmeden evvel mitolojiler vardi. Agizdan agiza söylenerek, nesilden nesile geçiyordu.

     Yazi icad edildikten sonra, o zamana kadar halkin agzinda dolasan ve bir milletin topyekûn yasantisinin izahi demek olan mitoloji (yahut mitoloji seklindeki yazi) yazilmaya baslandi. Her milletin mitolojisi gibi Türk mitolojisi de yanliz bir kisi tarafindan yazilmadi. Önce Hikâye ve masal yazmaya merakli olan kimseler, bulunduklari yerdeki hikâye ve masallari halkin agzindan dinliyerek yazdilar. Uzun tarih içinde hikâye ve masallardan bir kaç tanesini küçük bir brosürde yazip topluyanlar oldu. Böylece 8-10 Mitoloji (hikâye) bir kitapta toplanmis oldu. 8-10 Mitolojiye, yeni mitolojiler ileve edenler oldu. Böylece 15-20 Mitoloji bir kitapta toplanmis oldu. Böylece daha büyük bir mitoloji kitabi yazilmis oldu.

Íngilizler için Aslan, Ruslar için ayi, Íranlilar için Pars, yahut kaplan, Japonlar için ejder. Ítalyanlar için Romüs ve Romülüsü Kurt ne ise, Türkler için de Bozkurt odur. Bir aydin kisinin Bozkurd'u kabul etmemesi, aydin geçinen bu insanin kendi milli tarihini bilmemesi, milli tarihi ret ve inkâr etmesi demektir. Kendi milletini ve onun bayragini kabul etmemesi demektir. Kurdu kabul etmemek, en azindan büyük ecdadi inkâr etmek, tanimamaktir.

Kendi milletine ve milliyetine hürmet etmiyene kimse hürmet ve itibar etmez.

Türk milletinin yaratilis destaninda kurt karsimiza öyle bir hasmet öyle bir mânâ ile çikiyor ki, ona gönül vermemek elden gelmiyor. Türklügün bilincine varmis olan herkesin onu benimsememesi mümkün degil.

Hunlar devrine yaklasirken ve özellikle Hunlar devrinde (M.Ö.220-M.S. 220) Bozkurt karsimiza daha sumüllü olarak çikiyor. Artik Bozkurt sadece ilâhi bir Ata veya sadece bayrakta milli bir sembol degildir. Bunlarla beraber Bozkurt, ilâhi bir güç, orduya yol gösteren bir klavuz, darda kalanlarin yardimina kosan bir Hizir, Hakan'a ve orduya ihtiyat, ihtimam ve temkin dersi veren bir hoca sembolü olarak karsimiza çikiyor. Bozkurt Oguz Han'la ve ordusu ile beraber savasiyor. Bu hal, en azindan orduya moral veren ve onu zaferden zafere kosturan bir faktördür. Artik Bozkurt savasçiligin, cesaretin, bir sembolüdür. O kurt olmaktan ziyade, Kurda benzetilen bir kurtarici ve bir kahramandir. Bilgin ve akilli bir Hakan'dir.

Bir millet için, özellikle milletin içinden çikip gelen ordu için ihtiyat, temkin, ihtimam gibi hasletler, üstün moral sahibi olmak, kendisine ve kendi gücüne güvenmek, bütün bunlarin üstünde hakli bir is yaparken Allah'in (Putperest dahi olsa) yardim edecegine inanmak, kötü hasletler midir ki, bunlari temsil ve sembolize eden Bozkurt ve onun sahsinda Türk'üm diyen gençler horlanmaktadir. ATATÜRK'e de Bozkurt deniliyordu. ATATÜRK de mi hor görülüyor?

Bozkurt'un Buzdagindan, dagi ve tasi, tozu ve dumani birbirine katarak hizla inmesi ve ordunun önüne düsüp yürümesi, bana tarihi bir gerçegi hatirlatti.

Ílkçaglarda Mezepotamya, Ortaanadolu ovalari, Dogu'da Pasinler ovasi ve Medya meskun ve medeni ülkeler iken, yüksek ve ormanlarla kapli olan Güneydogu Anadolu, insanlarla meskûn degildi. Buralarda vahsi hayvanlar ve sürüler halinde kurtlar yasardi. Kisin her taraf 100-120 cm karla kaplaninca, yiyecek bulamiyan ve aç kalan kurtlar, sürüler halinde Mezepotamya, Ortaanadolu ve Medya ovalarindaki agillara, koyun sürülerine saldirirlardi. Kurtlarin geldikleri Güneydogu Anadolu'ya o devrin insanlari Kurdistan diyorlardi. Kurdistan'a 1071 den sonra kalabalik (Kurbaba) kabileleri de yerlestirilmis oldugu ve bu kabilelere, Güneydogu Anadolu'nun Selçuk Sultani A.Keykubat tarafindan temlik edildigi ayni mintikaya yine Kurdistan denildigi M.Serif Bey tarafindan Varto Tarihi ile tesbit edilmistir.Kurdistan'a Kürdistan denilmesi maksatli degilde nedir?...

Yukarida temas ettim ya.. Efendim Kurdun tek basina ve mücerret olarak bir mânâsi ve önemi yoktur. Kurt, Türk kültürünün bir unduru, bir bölümüdür. Türk kültür ve medeniyeti, edebiyati, tarih ve sosyal yasantisi, devlet ordu sevk ve idaresiyle beraber mütalâa ettigimiz zaman kurdun önemi daha iyi anlasilir. Mesele kurdu hor görmek ve inkâr etmek meselesi degildir. Kurdun sahsinda Türk Kültür ve medeniyetine sahip çikma meselesidir. O Türk idealinin, Türk dinamizminin önemli bir parçasi ayrilmaz bir bölümüdür. Siz kurdu kabul etmez, kürt tabirini kabul ederseniz, sizKurdistan'a Kürdistan derseniz, bundan cesaret alanlar, millî sinirlar içinde Kürdistan devlet kurmaya kalkarlar. Konu memleketin bütünlügü açisindan ele alininca, Kurd'un onu kabul veya inkâr etmenin önemi biraz daha açik anlasilir sanirim.