ISPARTA MESLEK YÜKSEK TEŞKİLATI

Ülkücülük Şereftir Şerefin Tavizi Olmaz Adamın Adamı Değil Davanın Adamıyız

Kızıl elma

14/3/2007

       Kızıl Elma  
 

       Türkler, özellikle Oguz Türkleri arasinda cihan hâkimiyetinin sembolü olarak ifadesini bulmus bir mefhum veya mefkuredir. Kizilelma, Türklerin  yasadiklari  bölgeye göre bati yönünde ulasilmasi gereken bazen bir belde,  bazen de bir ülkedeki taht veya mabet üzerinde parildayan veya cihan hâkimiyetini  temsil eden som altindan yapilmis kizil renkli altin bir yuvarlak yahut top olarak tahayyül edilmektedir. 

Bu altin top bazen zaferin   isareti, bazen hâkimiyetin sembolü, bazen de fethedilmek üzere hedef seçilen  yerin sembolü olarak ifade olunmustur.  Türklerde çok eski inanç ve töreye dayanan  Kizilelma,  Türkistan sahasindan Hazar denizinin dogusundan gelen Oguzlarin, Hazar kaganinin  ipek çadirinin üzerinde hâkimiyetin ifadesi olarak bulunan altin top (Kizilelma'yi)  ele geçirmeyi ülkü edinmisler.

 Buradan Iran'da hüküm süren Türk boylarina, oradan da  Osmanlilara geçmistir. Osmanli Türk devletinin Macaristan'da bulunan  Kizilelma'yi bulup  ele geçirmelerinden sonra fethetmek istedikleri yerlerde bir Kizilelma'nin varligina  inandigi ve bu ugurda mücadele ettigi görülmektedir. Türkler, inandiklari Tek Tanri'nin dünya hâkimiyetini  kendilerine ihsan ettigine iman etmislerdi. Bunu Bilge Kagan'in ; "Tanri irade ettigi için tahta oturdum;   dört yandaki milletleri nizama soktum" sözlerinden de anlamaktayiz. Yine Bilge Kagan'in agzindan  Türk imani söyle ifade edilmekteydi; Türk Tanrisi, milleti yok olmasin diye  babam Ilteris Kagan'i ve anam Il Bilge Hatun'u   gökten tutup yükseltmistir. 

 Oguz Kagan'in dogumundan itibaren  ilâhî bir nurla beslendigi tarihî ve efsanevî kaynaklarda yer almaktadir. Oguz Kagan'in Tanri tarafindan ilâhî kudretle techiz edilmesinin yaninda yardimcisi ve rehberi de ayni kaynaktan beslenmistir. Gökten indirilmis Gök-Börü (Bozkurt)  Oguz'un seferleri sirasinda  ona kilavuzluk  yapar. Oguz Destani'nda  geçen su misralar  bunu en güzel sekilde izah etmektedir: 

"Ben sizlere oldum kagan 
Alalim yay ile kalkan
Nisan olsun bize buyan
Bozkurt olsun bize uran" 

Turdi Han'in 598 yilinda  Bizans Imparatoru  Maurikianur'a   gönderdigi  mektupta geçen ; "Dünyada yedi iklimin efendisi  ve yedi irkin kagani..." ibaresi ile  Tuna Bulgarlarinin hani  Melemir Han'in  kendisi ve sahsinda ifadesini bulan  Türkler için kullandigi; "Tanri tarafindan gönderilmis Tanri'ya benzer Melemir Han..." ifadesi  Türk milletinin Islâmiyet'ten önceki dönemde  Tanri tarafindan  kutlu kilinmis oldugu  inancini göstermektedir. Bu ve buna benzer çesitli inançlar, Türklerin Islâmiyet'i kabul  etmelerinden sonra da devam etmistir.  Kendilerini Tanri tarafindan  dünya nizamini saglamak için gönderildiklerine inanmislardir.  Zira Türk insaninin mücadeleci ruhu ve cihan hâkimiyeti ülküsü  Islâmî inanisa da uygundu.  Islamiyet'ten önce kahramanlara verilen  alp'lik unvani, Islâmiyet'ten sonraki dönemlerde alp-eren seklini aliyor, böyle hayat buluyordu. "Benim Türk adini verdigim ve sarkta yerlestirdigim  bir ordum vardir.

 Bir kavme gazaplandigim zaman onlari o kavmin üzerine saldirtirim" mealindeki hadis-i kutsi, Islâm dünyasinda  Türkler hakkinda söylenen  rivayet ve kehanetlere örnektir. Hz.Muhammed'in ; "Horasan'da  Arap olmayan, güzel yüzlü hâkim bir insan zuhur edecek; onun adi da  benimki gibi Muhammed olacak ve Büveyhilerin baskisina son verecektir. Horsan'dan Büyük Dervazat'a  kadar fetihler yapacak. Irak, Iran ve Mekke hutbelerinde adi okunacaktir " mealindeki  hadis ile "Türkler size dokunmadikça siz de onlara dokunmayiniz" mealindeki hadisler bütün Islâm dünyasinda dilden dile yayilmaktaydi.

 Türkler, gerek Islâmiyet'ten önceki GökTanri inanci zamaninda, gerek Islâmî dönemde kendilerinin Tanri  tarafindan dünyaya hükmetme ve adaleti  saglamak için yaratildiklarina ve hayat felsefesinin bu düsünce ile sekillenmesi geregine inanmislardir.  Eski dönemlerden itibaren  dünya nizamini saglamak üzere mücadele eden Türk milleti, islâmiyet'i kabul ederek maddî ve manevî yönden bir yükselise erismislerdir.

Ideallerini, kendilerinin  dünya  nizamini saglama  ülkülerini  bu  iman  kaynagindan   beslemislerdir. Bu kaynak Kizilelma'nin  manevi yönünü teskil eder. Tarih ilminin tespit ettigi ve kendine mahsus ileri bir  kültür örnegi olan Bozkir kültürü , M.Ö. l500-l700 yillari arsinda tesekkül eden ve yasayan  örnek bir kültür olarak bilinmektedir.  Atin ehlilestirilmesi ve demirin ileri bir teknikle islenmesi bu kültürün önemli özelligidir. Mücadeleci bir yapiya sahip olan Türk milleti,  bunun geregi olarak ihtiyaçlari ölçüsünde seyyar evler, hastahaneler ve egitim  kurumlari yapiyorlardi. Bu hâl onlarin kolay hareket etmelerine, mekân degistirmelerine imkân sagliyordu. Bunun yaninda medeniyetin ölçüsü sayilan  giyinme, en pratik ve en kullanisli seviyededir. Madde ile ruh,  mazi ile hâl  ve muhafazakârlik ile inkilâpçilik , Türk insaninin yapisinda öyle kaynasmistir ki, bu kaynasmanin eseri, siyasî, içtimaî ve hukukî nizam, Türk devletlerinin ihtisaminda belirerek  yüzyillarca yasamis  ve milletin yasamasini saglamistir.

 Bu  birlesme, Türk milletinin sosyal yapisi ile  yakindan ilgilidir.  Sosyal yapinin çekirdegi olan ailenin saglam olmasi, bunun urug, boy, budun seklinde teskilâtlanmasi, buradan devletin  dogmasina  ve devlet kanaliyla  bir milletin  ideallerini gerçeklestirmesi  sonucunu getirmektedir.  Aile, urug, boy ve il (Devlet)in  saglam teskilâtlanmasi  bir yandan millî ideallerin  ve mefkûrelerin  birligini sagliyor, bir yandan da  Türk ruhundaki  dinamizm ve hürriyet fikrinden olsa gerek, büyük devletlerin kurulmasi yaninda parçalanmayi da beraberinde getiriyordu.  Bu tarz kati devletçilik sekli, âdeta kendi arasinda bir  yarisa zemin hazirliyor, Türkün Kizilelma'ya gitmesini daha da dinamik kiliyordu. Türk milletinin sosyal yapisi, sosyal yapiyi ayakta tutan maddî ve manevî dinamikler, onlarin Kizilelmaya  yol almalarini gerektirmekteydi. Binlerce yildan beri milletin suuraltina yerlesen bu duygu, tarihî dönemler itibariyle yeniden  zuhur ediyor, yeniden millete hayat veriyordu.  Onlarin hayata siki sikiya baglanmalarini ve kendi dinamiklerini korumalarini sagliyordu.  Oguz Han'dan Alparslan Türkes'e kadar  Kizilelma ülküsü  Türk milletinin var olma ve idare etme  idealinin en üst seviyede  olmasina isaret sayilir.  Oguz Kagan, hâkimiyetin sembolü olarak altin evini kurar,  altin evin kurulmasindan  sonra sefere çikar.

Kızıl Elma  
 

        Bunlardan ilki Hint seferidir. Hint ve Çin ülkelerini topraklarina katan Oguz Han'in elde etmek istedigi Pekin Kizilelmasi'dir. Tarihçiler Çin'in (Pekin) Kizilelma olarak  telâkki  edildigi konusunda ittifak etmislerdir. Karanliklar ülkesi, Çin ve Hint ile bütün Orta Dogu ve Kafkaslari  birlestiren ve  burada hâkimiyet tesis eden Oguz'dan sonra Hunlar  tarih sahnesine çikarlar. Batililarin Tanrinin Kilici diye isimlendirdigi Atilla'nin hedefi batidir. Ares Kilici olarak isimlendirilen dünya hâkimiyetinin vasitasi olan kiliç, Atilla'nin Kizilelma olarak batiyi seçmesine vesile olmustur. Abdalan-i Rum, alp eren  Seyh Edebali ve onun damatlari Osman Gazi ile Tursun Faki...Oguz'un Anadolu'daki Korkut Atasidir. Osman Gazi'ye Selçuklunun bittigini belirtir ve "Ona sultanlik veren Tanri bana hanlik verdi. Eger minneti su sancak ise ben kendi sancagimi götürüp ugrastim. Eger o, ben  Al-i Selçukum derse  ben de Gök Alp (Oguz Han) ogluyum" dedirtir. Osmanli Türk  Devleti bu düsünceler üzerine kurulduktan sonra Kizilelma  denilen büyük idealde açilim kazanir.

Osmanlinin ilk Kizilelmasi, Anadolu'da beylikler dönemine son verip Türk birligini saglamak olmustur. Bunun için çesitli mücadelelere girisen Osmanlilar, kardes katline kadar varan büyük fedakârliklar göstermekten çekinmezler. Gerek iç mücadeleler, gerek Mogol istilâsi  bir yandan sikintilari getirirken, bir yandan da büyük ideallerin gerçeklesmesi için dinamik bir güç olusturur.  Sadece Türk milleti için degil, dünyadaki bütün milletler için kavsak noktasi olarak bilinen ve kendine mahsus özellikleri haiz olan Istanbul, Osmanlinin büyük Kizilelmasi olarak görülür. Hakkinda çesitli rivayetlerin dilden dile dolastigi Istanbul, Fatih Sultan Mehmet'in dahiyane idare ve olaganüstü iradesiyle Türklerin hâkimiyetine girer.

 Hz.Muhammed'in; "Istanbul muhakkak fetholunacaktir. Onu fetheden kumandan ne güzel kumandan ve  onun askerlerine ne güzel askerlerdir" hadisi ile müjdelenen  ideal, hayata geçirilir.  Istanbul'un fethine kadar  anlatilan, ancak Istanbul'un fethi ile olgunlasan Kizilelma , Türk'ün dünyaya hâkim olma duygusunun bir ifadesi olarak hayata geçmistir.  Evliya Çelebi, Hz.Muhammed'in dogumunda ates-gedelerin sönmesi ve Tak-i Kisra'nin sükûtu gibi harikulâde hadiseleri anlatirken Ayasofya kubbesiyle birlikte Istanbul Kizilelmasinin düstügünü zikretmektedir.

 Istanbul'un fethinden sonra Türk milleti için Kizilelma  Roma'ya, St.Pierre'nin kubbesine tasinir. Burasi Katolik  dünyasinin kalbidir. Türklerin hedefi artik Roma'dir. Zira Fatih döneminde yapilan Ortanto(Italya) seferinin sebebi de budur. Roma Kizilelmasinin düsürülmesidir.  Atilla'dan sonra Roma'yi düsürmek Osmanli Türklerinin büyük hedefleri arasindadir.  Bir efsane Kizilelmanin Roma'ya tasindigini anlatir ve Türk'ü Roma'ya kosturur. Efsaneye göre, kizilelma, Dagistan'dan I.Anusirvan tarafindan  Iran hazinesine konulmus,  oradan da Roma'ya kaçirilmistir. Bu anlatim tarihî kaynaklarda yer almaktadir. Bundan baska çesitli mektup örnekleri, elden ele dolasarak  Türkleri Kizilelma'ya (Roma) davet eder. Bir baska Kizilelma ise Macaristan'dir.Kizilelma, tarihimizde Türk birligi olarak da telâkki edilmistir. Azerbaycan sahasindan  Ahunzade Mirza Feth Ali Bey'in  yaktigi dilde Türkçülük mes'alesi, Istanbul'dan egitim sahasinda  Süleyman Pasa  tarafindan yakilmaya devam edilmistir.

 Buharali Seyh Süleyman Efendi'nin Istanbul'a tasidigi Türk birligi fikri, Ahmet Mithat Efendi,  Ahmet Cevdet Pasa, Semseddin Sami, Necip Asim Bey ve Veled Çelebi tarafindan yasatilmaya baslanmistir. Özellikle 19. yüzyilin sonunda l898 yilinda Türk-Yunan savasinin olmasi, Türkiye'de Türkçülük fikrinin daha sür'atli kabul görmesini saglamistir. dönemin aydinlari, bir yandan Selanik'te Genç Kalemler hareketini baslatirken, bir yandan da Istanbul'da Türk Dernegini kuruyorlardi.  1908 yilinda kurulan bu dernegi,  ayni gayeleri takip eden Türk Yurdu izliyordu(1911). Türk milletinin tarihini, dilini, edebiyatini, etnolojisini,sosyal ve siyasî problemlerini arastirmak ve halletmek gayesini güden bu dernegin faaliyetleri kesintisiz olarak l933 yilina kadar devam edecektir.

Emrullah Efendi, Bursali Tahir, Ziya Gökalp,  Tunali Hilmi, Agaoglu Hikmet gibi sahsiyetlerin omuzlarinda gelisen Türkçülük cereyani,  1900'lü yillarin basindan itibaren yanina siyasî ve askerî kesimlerden de destek almak suretiyle olgunluk kazandi. Ziya Gökalp'in fikri birikimi,  Türkçü düsüncenin merkezinde yer almasini sagladi.  1920 yilinda kurulan Türkiye Devleti, bu fikri birikimin ürünü olarak  tarihteki yerini aldi. Kizilelmanin  Turan olarak sekillendigi bu dönemin en büyük ve ilk safhasi olan Türkiye Devleti kuruldu. Zira Turancilik üç asamali bir fikir sistemi olarak ortaya atilmistir. Bunlar sirasiyla, Türkiyecilik, Oguzculuk (Türkmencilik) ve Turan (Türk Birligi)dir.  Turan Devleti fikrinin savunucularindan biri olan Ömer Seyfettin, devletin  yönetim sekli olarak Ilhanligi teklif eder.

 Ayni fikrin sonraki temsilcilerinden biri olan Necip Fazil Kisakürek, Büyük Dogu Devleti olarak isimlendirilir. 1920'de  tamamen Türk  millî düsüncesi üzerine kurulan yeni Türkiye Devleti, Ikinci Dünya Savasi'na kadar bu temel felsefe üzerinde hayatiyet bulur. 1940'li yillarda iyici filizlenen bu düsünce, döneminde birçok sahsiyetin yetismesine ve fikrin yayilmasina vesile olur. Kizilelmanin Türk milletinin manevî besini oldugunu söyleyerek bunu Turan fikri ile kuvvetlendiren Nihal Atsiz ve 1960'li yillardan itibaren Kizilelma, Turan fikrini Türk politik çevrelerine tasiyan ve doktiriner bir çehresi olan Alparslan Türkes. ..Millî devlet-güçlü iktidar sloganiyla kitlelere aktarilan düsüncenin ilk safhasi güçlü bir Türkiye Devleti idealidir.  Tamamen inkilâpçi bir ruha sahip olan siyasî görüs, Dokuz Isik doktirini ile  güçlü ve bulundugu  konumda çevresinin güç odagi olan Türkiye Devleti'ni gerçeklestirmek gayretindedir.

 Nitekim yüzyilimizin son çeyreginde dünyada olan  gelismeler bu  fikrî ve siyasî görüsün hakliligini ispat etmektedir. Millî ülkü olan  Kizilelma,  Türk birliginin, yani Turan'in tesisidir.  Bunun birinci dönemi bagimsizlik, ikinci dönemi birlik, üçüncü dönemi ise fetihler dönemidir. Buradan hareketle  denilebilir ki,  tarihî dönemlerden itibaren tecrübelerle sabit olan Türk birligi fikri, günümüzde yeniden hayat bulmustur.  Özellikle yetmis yili askin bir süredir Rus  egemenliginde yasayan  Türk gruplarinin bagimsiz devletler olarak dünya devletleri içinde yer almalari,  baska Türk gruplarinin simdilik  federasyon yapisi içinde yari bagimsiz olmalari  ile basta Türkiye ile olmak üzere  Türk devlet ve topluluklari arasinda baslayan is birligi,  Türk'ün Kizilelmasi olan Turan'a giden bir yol olarak görülmektedir. Ulasilmasi gereken hedef, mefkûre  olarak anilan Kizilelma,  zaman zaman cografî yerlere isim olarak verilmistir. Bu yer veya varilmasi gerekli cografyalar Macaristan, Istanbul, Roma, Engirüs, Viyana gibi beldeler olmustur. Ancak sadece cografî yer, ulasilmasi, fethedilmesi gerekli belde olmaktan çok, Kizilelma,  Türk milletinin hedefi olarak zihinlerde yer etmistir. Zaman zaman  bir devlet olma ideali olan Kizilelma,  çogu kez Türk birligi idealinin ismi olmustur. Bugün de Türk milletinin birlesme ideali, Turan Devlet fikri olarak yasamaktadir .

 Görüldügü gibi Kizilelma konusunda netice olarak su söylenebilir; "Türkler için Kizilelma, üzerinde düsünüldükçe uzaklasan ancak uzaklastigi oranda cazibesi artan idealler veya hayallerdir. "


Yorum yaz! :: Arkadaşına Gönder!

2 yorum yazılmıştır
  1. Yazan: ömer azrak | Tarih: 2008-09-16 16:49:04
    Konu: sanatçı olmak istiyorum
    benim sesim güzel diğer partilere inat olsun onları çatlatalım diye benide sanatçı yaparsanız dende televizyona çıkar ve onların ağzının payını veririm

    Bağlantı »

  2. Yazan: ömer azrak | Tarih: 2008-09-16 16:45:11
    Konu: mustafa yıldızdoğan gibi olmak istiyorum
    ben 19 yaşında bir gencim kendimi ülkücüğe adadım ben ve çevremdikiler sesimin güzel olduğunu söylüyorlar sesimde ayrıce M.YILDIZDOĞANA benzetiliyo eğer bana yardımcı olursanız sayanizde ben ve ailem bu azaptan kurtılmak istiyoruz size sonsuz teşekürler beni bulmak isterseniz masisaın salihli ilnin hacıbektaşlı köyünde oturuyorum ev numaramız 02367156120 saygılarımı arz ederim

    Bağlantı »